Akademik Us - Köşe Yazıları (Seçki)




Demokratik siyasetin kurucu aktörü: Siyasi partiler

Demokratik siyasetin kurucu aktörü: Siyasi partiler

Referandum kampanyasının sıklıkla gündeme taşınan maddelerinden birisini de cumhurbaşkanının siyasi partisi ile ilişkisinin sürdürülebileceğine dair düzenlemedir. Yürütülen bu tartışma, temelinde cari demokratik sistemimizin özsel niteliğine ve sorunlu tarihsel tecrübesine ilişkin bir tartışmadır. Özü itibarıyla mevcut parlamenter sistemimiz, ‘vesayet demokrasisi’ (tutelary democracy) sistematiği ile yapılandırılan anayasal düzenimizin (1961 ve 1982) bir ürünüdür. Bu düzen, siyasi partileri ve onlar üzerinden kimliklenen ve işlevselliğini yürüten hükûmetleri sürekli biçimde apolitik müdahalelere maruz bırakmıştır. Bu müdahalelerin şekli ve öznesi tarihî sürecinde değişkenlik arz etmekle birlikte, vesayeti muhafaza etme noktasında amaçsal birlikteliğe sahip olmuştur.

Sistem Reformu: Bürokratik rasyonalite ve kamu bürokrasisi

Sistem Reformu: Bürokratik rasyonalite ve kamu bürokrasisi

Sert kuvvetler ayrılığı ilkesi temelinde Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, fonksiyonel anlamda yasama ve yürütme erklerinin her birinin güçlendirilmiş etkinliğini ve otonomisini öngörmektedir. Öngörülen bu sistemsel reform, devletin merkezî yönetime bağlı kamu bürokrasisinin misyon ve işlevselliği üzerinden yeniden yapılanmasını beraberinde getirecektir. Referanduma konu olan hükûmet sistemi modeli ile yeniden şekillenecek olan kamu yönetimi, hem zihniyet hem de yönetsel pratik açısından kaçınılmaz biçimde dönüşüme uğrayacaktır.

Millî Demokratik Yurtseverlik

Millî Demokratik Yurtseverlik

Yükü ağır bir coğrafi yazgıya hükümlü; derin bir tarihsel misyona yükümlü olan Aziz Milletimiz, siyasi tarihinin her bir kırılma evresini yeni bir varoluş hamlesine dönüştürebilme cesaretini ve kudretini gösterebilmiştir. Sömürü, kuşatma ve işgal girişimlerine karşı toplumsal ve siyasal benliğini bütün hücrelerine kadar harekete geçirerek varoluşsal bir mukavemet azmi ve mücadele cesareti sergileyebilmiştir. Kurtuluş mücadelesi ve kuruluş hamlesi ile Anadolu coğrafyasında inşa ettiğimiz Cumhuriyetimiz, bu çilekeş mukavemetin tarihsel bir anıtı olarak kaydedilmiştir. Bu kadim coğrafya, köklü tarihsel derinliği ve engin kültürel birikimi ile kıtasal/fiziksel sınırlarını aşan bir ufka ve boyuta sahip bir medeniyet coğrafyasıdır. Bu medeniyet coğrafyası, yirminci yüzyılın başında hegemonik emperyal güçlerin topyekun işgal hamlesine maruz kalmıştır. Sömürgeci işgal girişiminin kirli emeli, bu coğrafyayı ‘merkezsizleştirme’ ve ‘yurtsuzlaştırma’ olmuştur. Bu sömürü emelleri karşısında Milletimiz, siyasal bir tecdit ruhu ile yeniden bedenlenerek varlık mücadelesini ortaya koymuştur.

20.03.2017

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi

Anayasa Değişiklik Kanununun 8. maddesi, mevcut anayasamızda ‘sorumsuz olan’ cumhurbaşkanının ‘görev ve yetkilerini’ düzenleyen 104. maddesine ilişkin bir değişiklik öngörmektedir. Bu değişiklik, tek başlı yürütme erkinin icrâî görev ve yetkilerini ‘Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemine’ uygun biçimde yeniden düzenlemektedir. Atipik parlamenter sistemimizde ‘vesayet muhafızlığı’ payesi verilen cumhurbaşkanlığı makamının yetki alanı, yetki-sorumluluk dengesi doğrultusunda başkanlık sistemine uygun şekilde yeniden tanzim edilmektedir. Bu çerçevede, cumhurbaşkanının yürütme yetkisine ilişkin konularda ‘Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ çıkarabileceği öngörülmüştür.

‘Tarafsızlık’ Mistifikasyonu: Partili Cumhurbaşkanlığı

‘Tarafsızlık’ Mistifikasyonu: Partili Cumhurbaşkanlığı

Anayasamızın 101/4. maddesi ‘Cumhurbaşkanının tarafsızlığını’ temine yönelik olarak şu düzenlemeyi getirmiştir: ‘Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir...’ Referanduma konu olan ‘Anayasa Değişikliği Kanunu’ ise Cumhurbaşkanının partisi ile ilişiğinin kesilmesi yükümlülüğünün kaldırılmasını öngörmektedir. Bunun üzerinden cumhurbaşkanının ‘tarafsızlığı’ ve ‘partili olması’ tartışması yürütülmektedir.

Temsilde Adalet ve Yönetimde İstikrar

Temsilde Adalet ve Yönetimde İstikrar

Halk oylamasına sunulacak olan ‘Anayasa Değişikliği Kanunu’, yalnızca hükûmet sistemi reformu değil; bunun yanı sıra ‘siyasal temsil (milletvekili sayısı) ve seçilme hakkı (yaş)’ gibi siyasal haklara ilişkin de düzenlemeler içermektedir. Bu çerçevede ilgili kanunun ikinci maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisine seçilecek üye sayısını 550’den 600’e çıkarmayı öngörmektedir.

Cumhurbaşkanlığı Sistemi: Regülatör Devlet

Cumhurbaşkanlığı Sistemi: Regülatör Devlet

Doksan üç yıllık Cumhuriyet tarihimizde 65. Türkiye Hükûmetini kurmuş bir Parlamenter sistem içinde yeni bir yüzyılın ilk çeyreğindeyiz. Hükûmet ve beraberinde siyasal istikrarsızlıklara neden olan parlamenter sisteme özgü politik pratiklerimiz, yaklaşık yarım yüzyıldır hükûmet sistemi meselesini gündemimize taşımaktadır.

Atipik Vesayetçi Parlamentarizmden Cumhurbaşkanlığı Sistemine

Atipik Vesayetçi Parlamentarizmden Cumhurbaşkanlığı Sistemine

1982 Anayasası, öngörmüş olduğu hükûmet sistemi açısından klasik parlamentarizmin çerçevesini zorlayan atipik bir model öngörmüştür. Söz konusu modelde Cumhurbaşkanlığı makamı, klasik parlamentarizmin ruhuna uygun biçimde ‘sembolik ve törensel yetkilerle’ sınırlı kalmamıştır. Bu makam, oldukça geniş icrai yetkilere sahip bir vesayet kurumu olarak tasarlanmıştır. Anayasa’da (m. 104) ‘devletin başı’ olarak nitelenen Cumhurbaşkanı içkin vesayet iktidarının siyasal alanı denetleyici mekanizması olarak kurgulanmıştır. Darbe iktidarının siyaset kurumuna yönelik ontolojik güvensizliği bu türden vesayetçi müdahalelerin muharriki olmuştur.

Cumhurbaşkanlığı Sistemi: Yargı bağımsızlığı

Cumhurbaşkanlığı Sistemi: Yargı bağımsızlığı

16 Nisan referandumuna konu olan anayasa değişiklik teklifi üzerine sürdürülen tartışmanın can alıcı konularından birisi yargı bağımsızlığı meselesidir. Kuvvetler ayrılığı ilkesi açısından yargı bağımsızlığı meselesinin konuşulması anlamlıdır. Zira, ‘atama, disiplin ve denetim gibi yargıçların özlük işlerinin yürütüleceği Kurulun teşkili yargı bağımsızlığı ilkesi’ açısından önemlidir. Ancak meselenin, yargı idaresi kurulunun teşkili veya üye yapısının belirlenmesine indirgenmesi, konunun özüne temas etmekten uzaktır.

Referandumun Tercih Dinamiği: Hesaplaşma-Yüzleşme-Derinleşme

Referandumun Tercih Dinamiği: Hesaplaşma-Yüzleşme-Derinleşme

16 Nisan 2017 referandumunun tercih dinamiği, hesaplaşma, yüzleşme ve derinleşme üçlemesi üzerinden tespit edilebilir. Referanduma konu olan anayasa değişiklik paketinin reformcu içeriği, zamansal açıdan geçmişe, bugüne ve geleceğe dair tespit ve öngörüler çerçevesinde bu üçleme üzerinden okunabilir. Milletimizin yüksek iradesine mazhar olduğu takdirde bu reform girişimi, sosyo-politik bir dinamiği harekete geçirme potansiyelini taşımaktadır.

Cumhurbaşkanlığı Sistemi: İktidar-Otorite İlişkisi

Cumhurbaşkanlığı Sistemi: İktidar-Otorite İlişkisi

Türkiye, kritik bir sistemsel reform girişimi için tarihî bir adım atmış bulunmaktadır. Halk oylamasına sunulacak olan bu reform girişimi üzerine yürütülen tartışmayı bağlam-dışılığa taşıyan iki temelsiz argüman (‘rejim değişikliği’ ve ‘otoriterlik’) söz konusudur. Algısal olarak ‘otokratik yönetim’ korkusu üretmeye matuf olan bu argümanlar, birtakım kavramsal yetersizlikler ve zihin bulanıklıkları ile maluldür.

Cumhurbaşkanlığı Sistemi: Aktif Yurttaş-Etkin Siyaset-Katılımcı Demokrasi

Cumhurbaşkanlığı Sistemi: Aktif Yurttaş-Etkin Siyaset-Katılımcı Demokrasi

Halk iradesine sunulacak olan Cumhurbaşkanlığı sistemi reformu, temsilî demokrasi pratiğimizin üretmiş olduğu krizleri minimalize etmek adına, yeni bir demokratik açılım hamlesine tekabül etmektedir. Bu model, farklı bir tarz-ı siyaset iddiasıyla erkler arası ilişkilerin tanzimiyle organik düzeyde yeni bir demokratik yapılanmaya karşılık gelmektedir. Bu, siyasal alanı tüm aktörleri ile yeni bir biçime sevk edecek bir reform sürecidir. Kamusal siyasetin yeniden yapılanması için bir milat teşkil edecek olan bu model, siyaset kültürümüzde bir dönüşümü beraberinde getirecektir...

Politiko-fobik İktidar Kültürü

Politiko-fobik İktidar Kültürü

Türkiye Büyük Millet Meclisi, köklü bir sistemsel dönüşümü gerçekleştirme adına yürüttüğü mesainin ikinci evresine geçmiş bulunmaktadır. Bu dönüşüm, sistemin normatif mekaniğine yönelik denge-denetleme aygıtları; ve kuvvetler ayrılığı ilkesi doğrultusunda öngörülen bir takım revizyonist unsurlar içermektedir. Ancak bunun ötesinde söz konusu dönüşüm, kendine özgü tarihi, siyasi ve hukuki dinamikleriyle topyekûn bir politik-hukuki reformu amaçlamaktadır. Yaklaşık yarım yüzyıllık bir tarihî geçmişe sığdırdığımız çok partili siyasal yaşam deneyimimiz ve kırılgan demokratik siyaset pratiğimiz üzerine bu dönüşüm anlamlı bir duruma tekabül etmektedir.

Anayasa değişikliğinin kurucu unsurları

Anayasa değişikliğinin kurucu unsurları

Hükûmet sisteminde reformist bir değişimi ihtiva eden anayasa değişiklik paketi, Anayasa Komisyonu safahatı sonrasında bazı revizyonlara uğrayarak, görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirilmiştir. Her ne kadar bu değişiklik paketi, mevcut Anayasamızda sınırlı/kısmî bir değişiklik öngörse de, muhtevası bakımından radikal bir sistem dönüşümü içermektedir. Ancak, bu değişiklik önerisi üzerine dillendirilen argümanlar, söz konusu dönüşümün idrakini imkânsızlaştıran bir yüzeyselliğe yol açmaktadır. Değişikliğin zamanlaması, rejim değişikliği, otoriterlik, ihanet retorikleri ve kişiselleştirmeler üzerinden yürütülen tartışmalar, düzeysiz bir münakaşa zemini üretmektedir. Böylece, bu dönüşümün kavramsal boyutuna ve muhtevasına dair esaslı müzakere imkânı yok olmaktadır...

Akademik Yazın Tecrübesi Üzerine Düşünmek

Akademik Yazın Tecrübesi Üzerine Düşünmek

Akademik yazın türü, diğer türler ve deneyimlerden farklı biçimde kendine özgü bir yazınsal disipline, yapıya ve üsluba sahiptir. Kuşkusuz bu yazınsal disiplin ve üslup, akademik camiaya özgülenebilecek bir düşünüş tarzı ve disiplinin ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Bu, akademi camiasının yalnızca kurumsal değil, aynı zamanda inşâî öznesi olan akademisyenleri maddi ve şekli unsurları açısından biçimlendirilmiş bir fikrî mesaiye yöneltmektedir. Bu yönelişin, akademisyeni kimi zaman gönüllü, kimi zaman da gönülsüz ve/ya zorunlu bir sorumluluğa mahkûm ettiği ifade edilebilir. Akademik yazınsal deneyimin şeklî unsurlarına ilişkin tartışmayı paranteze alarak, akademik metin inşasının mahiyeti sorgulanmalıdır.

Gösterilen: 31 ile 45 arası, toplam: 54 (4 Sayfa)