Çalışan kadınlar ve toplumsal roller

Sanayileşme, kentleşme ve beraberinde sökün eden toplumsal dönüşümlerin eşliğinde varlık bulan modern toplum, öncesinden köklü bir kopuşu imler biçimde yeni bir sosyolojik yapı olarak doğmuştur. Bu toplumsal yapıda ortaya çıkan statüler, sosyal roller ve dayanışma tipolojileri dönüşüme uğramıştır. Toplumsallıktan soyutlama ve yaygın biçimde güçsüzleştirme stratejisi güden bu yeni sosyolojik bağlam, en fazla kadınlar üzerinde ağır bir yük ve yıkıcı etki doğurmuştur. Bu yük ve yıkıcı etki kendisini, kadının kamusal alanda istihdamı sürecinde göstermiştir.
Sanayi devrimi ile birlikte ortaya çıkan bu yeni sosyolojik bağlamda, örgütlü üretim biçimlerinin, üretim araçlarının ve sermaye merkezli yeni ekonomik yapılanmanın ortaya çıkardığı iş gücü gereksiniminde kadın, emeği ile kamusal alana dâhil edilmiştir. Yeni düzende kadın emeği veya iş gücü, erkek emeğine mukabil daha düşük ücretle çalıştırılabilecek veya onun yerine ikame edilebilecek bir imkân olarak görülmüştür. Ucuz iş gücü olarak görülen kadın emeği uzun çalışma saatlerine ve buna mukabil düşük ücretlere mahkûm edilmiştir. Üretimden hizmet sektörüne kadar kadın istihdamını gerektiren bu yeni sosyo-ekonomik durum, beraberinde çalışan kadınlar üzerinden yıkıcı etkilerini ortaya çıkarmıştır. Bu yıkıcı etki, yalnızca tekil anlamda kadına değil, onun üzerinden aileye, çocuklara ve dolayısıyla bir bütün olarak topluma yönelik bir tehdide dönüşmüştür.
Sürdürülebilir küresel ekonomik büyümenin temini adına kadınların ekonomik yaşamda etkin biçimde var olabilmesi için Türkiye, 2015 yılında dönem başkanlığını yürütmüş olduğu G20 zirvesinde ilk kez Women-20 açılım grubunun kurulmasına öncülük etmiştir. Dünya ekonomisinin yüzde 85’ini oluşturan bu küresel platformun gündemine kadın sorunlarının bizzat Türkiye tarafından taşınmış olması anlamlıdır. Kadınların iş gücüne katılım oranını artırma hedefi doğrultusunda ‘stratejiler belirleme’ misyonu çerçevesinde Türkiye, kadınların çalışma yaşamından ve iş gücü piyasasından kopmamaları adına çalışan kadınların haklarına ilişkin iyileştirici düzenlemeler getirmiştir. Kuşkusuz çalışan kadının özlük haklarına ilişkin yapılan bu iyileştirici düzenlemeler çok önemlidir. Ancak sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın imkânı olarak telakki edilen kadın istihdamında dikkate alınması gereken bir çok sosyolojik ve sosyo-ekonomik etmenler de söz konusudur.
Çalışan kadınlar, kendilerinden beklenen geleneksel aile içi rollerin ortaya çıkardığı sorumluluklarla birlikte iş yaşamında varlık göstermektedir. Bu durum, erkek iş gücü karşısında kadın iş gücünün daha ağır koşullara maruz kalmasına yol açmaktadır. Bu noktada çalışan kadınlar, ağırlaştırılmış sorumluluklarla iş gücü piyasasında var olma mücadelesi vermektedirler. O yüzden çalışan kadınların iş-dışı sorumluluklarını yerine getirebilecekleri sosyal imkânlar çoğaltılmalıdır. Örneğin, çalışan kadınların çocukları için kreş, çocuk bakım merkezleri ve ana okulu gibi imkânlar daha uygun biçimde sunulmalıdır. Yine çalışan kadınların bakmakla yükümlü oldukları yaşlılar için de bakım merkezlerinin yaygınlaştırılması gerekmektedir. Ev ile iş yaşamı arasında denge kurmakta güçlük çeken ve bunun ortaya çıkardığı aşırı yoğunluk ve yorgunluk ile sosyal yaşamdan kopma durumuna gelen çalışan kadın açısından iş yaşamının olabildiğince kolaylaştırılması icap etmektedir. Emekçi kadınların çalışma saatlerinin aile birliğini koruyucu ve aile yaşamının sağlıklı biçimde sürdürülmesine imkân sağlayacak biçimde tanzim edilmesi gerekmektedir. Çoğu zaman çalışma koşullarındaki yoğunluk, kadınların evlilik/aile yaşamına ve çocuklarının eğitimine dönük imkân ve zaman verimliliğini izale etmektedir. Hatta yoğun/elverişsiz çalışma koşulları ve/ya ekonomik kaygılar çalışan kadınların evlilik düşüncelerini ertelemelerine yol açmaktadır.
Sürdürülebilir ekonomik kalkınma adına kadın istihdamı ya da kadın iş gücü, ekonomik girdisi açısından önem arz etmekle birlikte, kadın emeğinin yalnızca bu boyutu ile değerlendirilmesi doğru değildir. Toplumsal roller ve sorumluluklar açısından çalışan kadına yüklenen ağır yükü hafifletecek yasal düzenlemelerin yanı sıra sosyal imkânların en etkin biçimde sunulması önem büyük arz etmektedir. Bu noktada kadının yalnızca ekonomik üretkenliğinin değil, sosyo-kültürel gelişiminin de dikkate alınması icap etmektedir.
16.11.2017