Küresel terörizm endüstrisi ve Bush doktrini

‘Batı dünyasını bölen, uluslararası terörizm tehlikesi değil, bugünkü ABD hükûmetinin uluslararası hukuku görmezden gelen, Birleşmiş Milletleri kenara iten ve Avrupa’yla ilişkileri koparmayı göze alan politikalarıdır.’ Jürgen Habermas bu ifadeyi, küresel dünya düzeninde ciddi bir kırılmayı ve dönüşümü tetikleyen 11 Eylül 2001 terör saldırısı sonrasında, 2004 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin 43. Cumhuriyetçi Başkanı George W. Bush’un yeni düzen/güvenlik doktrinine telmihle kullanmıştır.

Habermas’a göre, 11 Eylül terör saldırısının dünya tarihi açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilmesi için bunun diğer dönüştürücü tarihî kırılmalar ile mukayese edilebilir olması gerekmektedir. Bu noktada ünlü siyaset kuramcısı, post-travmatik dönemde 11 Eylül hadisesinin ortaya çıkardığı yeni küresel politik durum; ve bu hadisenin ileride doğurması muhtemel sonuçları itibarıyla birinci dünya savaşı ile karşılaştırılabileceğini ifade etmektedir.
Dünya siyasi tarihinde birinci dünya savaşı; kesintisiz bir savaş durumu; büyük yıkımlar; ağır insani trajediler; yeni sömürge düzenleri; coğrafi bölünmeler; kültürel ve kimliksel parçalanmalar ortaya çıkarmıştır. Kuşkusuz tarihin akışını değiştiren bu türden kırılmalar, gelecekte ortaya çıkaracağı durumlar üzerinden geriye dönük biçimde değerlendirildiğinde birden çok hadisenin anlamlandırılabilmesine imkân sağlayacaktır. Liberal kapitalist düzenin rakipsiz biçimde küreye egemen olduğu varsayımı üzerinden Fukuyama tarafından üretilen ‘tarihin sonu’ kehanetine rağmen, 21. yüzyılın dünyası yeni küresel dinamikleri; yeni ülkesel aktörleri; yeni ekonomik ve kültürel havzaları; yeni kavram şebekeleri; ve söylem düzenekleri ile karşımızda durmaktadır. Şüphesiz bu yönüyle 11 Eylül terör saldırısı, yeni bir küresel inşaya yol veren tarihsel bir etken olmuştur.
Küresel kapitalist düzenin iktidar sembollerini ve ikonik değerlerini ağır bir tedhiş hareketi ile hedef alan bu terör olayı, yeni bir kavram şebekesi var etmiştir. Batı ile Müslüman dünya arasında karşıtlık üzerinden kurgulanan bu kavram şebekesi, ‘köktendinci terör’‘İslami terör’ ve ‘radikal İslamcı terör’ gibi kavramsallaştırmalar yoluyla yeni bir ‘terör semantiği’ üretmiştir. Böylece köklü biçimde anlamsal, biçimsel ve algısal bir dönüşüme uğrayan terör kavramı, özellikle yıkıcı etkileri üzerinden ‘küresel terörizm’ şeklinde kavramsallaştırılmıştır.
‘Post-ulusal’ çağda’ süper güç/lerin tek taraflı biçimde hegemonik düzenlerinin kurucu kavramsallaştırması olarak ‘küresel terörizm’, oldukça kullanışlı bir enstrümana dönüşmüştür. 21. yüzyıl dünyasında uluslararası hukukun normatif gereklerini ve güvencelerini yok sayan ulus ötesi küresel hegemonik operasyonların meşrulaştırıcı aygıtı hâline gelmiştir. Küreyi çepeçevre saran bir tekinsizlik ve güvensizlik iklimine dönüştüren terörizmin her yerdeliği, geleneksel özgürlük ve güvenlik paradigmasını esaslı biçimde değiştirmiştir.
Terör örgütlerinin küresel süper güç/lerin çıkarları doğrultusunda stratejik desteklerle bizatihi yapılandırılması; bu örgütsel yapılara doğrudan lojistik destek ve yardımların yapılması; vekalet savaşlarının yürütücülüğü misyonunun verilmesi; ne yazık ki tek kutuplu global dünya düzeninin yeni trendi olmuştur. Farklı ölçeklerde ve profillerde terör yapılarının üretildiği bir ‘küresel terör endüstrisi’ söz konusudur.
Yeni dünya sistemine egemen olan küresel iktidar paradigması, hem global düzende sistemsel konsolidasyonu temin etmiş ve hem de sözde yurtseverlik kılıfı ile ötekileştirici karşıtlıklar üzerinden sistematik bir güvensizlik duygusu üretmiştir. Bu küresel terör endüstrisi, dünya barışı adına oldukça yıkıcı bir tablo var etmiştir. Bu yıkıcı tablonun baş mimarı, üretilen risk algıları üzerinden egemen ülkeler üzerinde vesayet kurucu müdahillikleri; uluslararası hukuku ve küresel ahlakı yok sayarak gerçekleşen ihlalleri; asimetrik saldırı savaşlarını ve keyfî önleyici müdahaleleri meşrulaştıran güvenlikçi Bush doktrini olmuştur. Bu doktrinin ardında yatan hegemonik saikler, retoriksel bir meşruiyet üzerinden perdelenmektedir. Küresel medyanın algı oyunları üzerinden terör yapılarına yön veren kirli ilişkiler ve karanlık eller örtbas edilmektedir.
Sonuç olarak, bugünlerde esas olarak Türkiye’yi hedef alan Katar ambargosunda da görüldüğü üzere, yine küresel terörizm retoriği üzerinden ulusların egemenlik haklarını yok sayar biçimde söz konusu doktrin, görevini icra etmektedir.